13 Ekim 2013 Pazar

Hiç özenilmeyecek bir hamilelik benimkisi...



Hamile kalmaya karar vermemle hamile kalmam arasında bir ay zaman geçmedi desem yeridir. Doktora gidip ‘’Hamile kalmak istiyorum kullanmam gereken bir vitamin vb var mıdır?’’ dedikten sonra doktorum ‘’6 ay içerisinde hamilelik gerçekleşmezse tekrar kontrole gel.’’ demişti. Sadece 26 gün sonra hamile olarak kapısındaydım kendisinin.
Özellikle bebek düşünenler veya taze hamileler güzel bir hikaye okumak istiyordur eminim; ancak benim hikayem pek bir sevimsiz. Okurken ‘’Ya benim de başıma gelirse?’’ diye düşünürseniz kendimi suçlu hissederim,unutmayın bu süreçte sizin yerinize vücudunuz konuşacak o yüzden panik yapmak yerine işleri oluruna bırakmayı tercih edin.
Mide bulantılarım beşinci hafta civarında başladı. Ama ne başlamak! Günde 8-10 kez en az 15 dakika tuvalette kalmak şartıyla kustum.  Klozet başında hıçkıra hıçkıra ağladığım zamanları ve ağzımdaki o sevimsiz tadı dün gibi hatırlıyorum. Ancak işin garibi şudur ki kustuğum 17 hafta süre boyunca 6 kilo aldım! Çünkü bu mide bozukluğuna rağmen yemek yemekten hiç tiksinmedim, tuvaletten çıktığım an ‘’açımmmmm’’ haline kolayca girebiliyordum. E midede dursun diye de makarna, pilav, ekmek gibi bilimum hamurişi gıdayı indirdim mideye. Bir de hayatında tatlı aramamış ben deli gibi tatlı aramaya başladım. Koca kavanoz nutellaları bitirmem 3 günümü bile almıyordu.
17.haftada kusmalar bittikten sonra hamileliğin balayı dönemi başladı. Çalışan bir kadın olarak enerjimin büyük miktarını işe yansıttım. Beylikdüzünden Çayırovaya eğitimlere mi gitmedim, yoksa 3 saatlik trafiklerde konferanslara mı...İçimde herşeyi yapabilecek muazzam bir güç hissediyordum. Bu gücün büyük bir miktarının da ‘’Hamile olabilirim ama bak ben hala bunları yapabiliyorum!’’ olduğunu da bugün itiraf etmem gerek.
Vücudumun bana o günlerde kasık ağrıları eşliğinde yolladığı sinyalleri nasıl görmezden geldim bugün düşündükçe kendime inanamıyorum.
Hamileliğimin 27. Haftasında bir gece karnımdaki minik mucizenin tekmelerini çok aşağılarda hissetmeye başladım. Her bir hareketinde içim çekiliyor regli sancısı gibi garip bir ağrı oluyordu. Tabiki ertesi sabah doktora gittik içimizi rahatlatmak için. Sevgili doktorum Mehtap Derelioğlu sıkıntılı bir durum olduğunu düşünmediğini yine de NST’ye bağlanmam gerektiğini söyledi. NST ile daha yeni tanıştığım için aletten çıkan kağıda bön bir şekilde bakarak gittik doktorumuza. Kendisinin yüzündeki ifadeyi kesinlikle unutamayacağım. Telaşını benden profesyonelce gizleyen ama bir annenin endişeli bakışıyla ‘’Acil yatış yapıyoruz, sancıların var.’’ dedi.
Sancı mı? Ben sancı hissetmiyordum ki..
Hissetmediğim sancılar hastaneye yattıktan sonra 2-3 saat içerisinde başladı. Yeni tanıştığımız bu NST denilen aletin çıkardığı sonuçları okumayı öğrenmiştik bile. Sancılar artarak devam ediyordu. Yanıma bir ebe yollamışlardı bile. Doğum olursa neler yapacağımızı konuşurken buldum kendimi. Sürekli ‘’Ama daha çok küçük!’’ diyordum 1kilo 300 gramlık bebeğimi düşünerek. ‘’Yaşama ihtimali yüksek.’’ diyorlardı.
Ne yani yaşamama ihtimali de mi vardı?
Ciğer geliştirici iğneler...
Sancı kesici serumlar...
4 saatte bir alınan nidilat...
Dört gün sonunda hastaneden çıkma konusunda izin koparmayı başarmıştım. Bir tek şartla: geriye kalan zamanda sadece yatacaktım.
Ve kabus başladı.
27 haftalık hamile ben. Planlarım programlarım cebimde, giyeceğim kıyafetlerim askılarımda... Pijamalarımla salondaki koltuğun köşesine geçtim. Bebek daha iyi beslensin diye sol tarafıma yatarak hem de.
Ve yattım...yattım...yattım...
Kimi zaman ağlayarak. Kimi zaman etrafımda kim varsa bağırıp çağırarak. Kimi zaman daha umutla bekleyerek...
‘’Bebeğin artık doğsa da sorun olmayacaktır.’’ denilen 38. Haftaya kadar tuvalete gitmek, yemek yemek, hızlı ve başımda bir nöbetçiyle duşa girmek dışında hiç bir aktiviteyi yapmadan yattım. (Bir kaçak babyshower’ım var onu da başka bir yazıda anlatacağımJ)
Yattığım yerde kaslarım yumuşadı yavaş yavaş ağrılar başladı bacaklarımda, kilo aldım, çatladım.. Ama devam ettim yatmaya. O gelişimini tammalasın diye devam ettim. Sağlıkla doğsun diye.
Hayalimde çıtı pıtı bir hamile olmak vardı hep.
Ne bileyim maksimum 13-15 kiloyla bu yolculuğu tamamlamak istedim.
Son ana kadar çalışmak, doğum iznine ayrıldığımda iznin değerini bilebilmek istedim.
Doğum kursuna gidebilmek, giderken en tatlı hamile tshirtümü giyebilmek de istedim.
‘’Ay ne ara hamile kaldı ne ara doğurdu?!?’’ denilen kadınlardan biri olmaktı amacım.

Benim hamileliğim o zamanlar istediğimi düşündüğüm gibi bir hamilelik olamadı. İnsanların özeneceği bir hamilelik geçiremedim ben.
Ama her işte bir hayır vardır ya kendime göre çok büyük bir ders aldığıma inanıyorum. Hayatta bazen işleri akışına bırakmak, zorlamamak gerek! Kendini tanımak, limitlerini keşfetmek gerek!

Pek sevgili her biri birbirinden özel hamileler,
Günümüz hayat düzeninde kimliklerimizi korumak adına kendimizi ikinci plana itiyoruz. Bunu yaparken belki de bir defa yaşayabileceğimiz mucizevi süreçleriyse elimizden kaçırıyoruz. Sizlere poponuzu devirip yatın aman dikkatli olun demiyorum; tam aksine enerjinizi kullanmayı ihmal etmeyin. Ancak enerjinizi doğru yönde kullanını ve vücudunuzun size yolladığı sinyalleri sakın göz ardı etmeyin! Unutmayın siz artık tek kişilik düşünemezsiniz!
Herkese mükemmel bir hamilelik dilerim!

Kısa kısa paylaşımlar:
·         Hamilelikte mide bulantısı yaşayanlar sabah yataktan kalkmadan bir şeyler atıştırın. Her daim başucunuzda tuzlu bir krakeriniz bulunsun.’’ Mide bulantısına şunlar iyi gelir’’ gibi bir şey diyemeyeceğim çünkü genel bir şey olduğuna inanmıyorum. Benim hamileliğimde bulantılarıma en iyi gelen ve bol bol aşerdiğim yegane şey ‘’nar’’dı
·         Her kasık ağrısı erken doğum tehditi değildir!!! Bir çok hamile genişleme sancıları yaşar. Yine de hissettiğiniz ağrıları doktorunuzla paylaşmakta fayda var.
  • Kendinizi kötü hissettiğiniz zaman işte, evde bunu paylaşın ve müsade isteyin! Bu süreçte dinlenmek ve yeri geldiğinde kendinizi dinlemek sizin en doğal hakkınız!







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder